Eyİnsanlar - Makaleler: Mustafa İslamoğlu, İblis’ten Bir Adım Öne Geçti!

Mustafa İslamoğlu, İblis’ten Bir Adım Öne Geçti!

Boynuz kulağı geçermiş. İblisin boynuzu gibi türeyen Mustafa İslamoğlu’nun, dininde basiret üzere olanların malumu olduğu üzere sözlerinin yarısından fazlası Allah’ın dinine küfürle doludur. Allah’ın dinine karşı aklını put edinen müşriklerin ilki o değildir lakin, bu yoldan kafir olanların ilki İblis’i kader inkarıyla geride bırakmıştır. Zira İblis kaderi inkar etmiyor, Allah Azze ve Celle’ye: “Beni saptırmana karşılık…” diyordu… İslamoğlu ise; sapmak da, hidayet olmak da insanın kendisine aittir demekte, böylece insanın kendi kaderinin yaratıcısı olduğunu söyleyerek, rububiyet sıfatı olan yaratıcılıkta, insanı Allah’a ortak koşmaktadır. Kadın-erkek karışıklığı gibi aleni fasıklığına ve facirliğine gözyumarak veya bu büyük cürmü küçük görerek O’nun seminerlerine katılanlar, M. İslamoğlunun salyalarından kuduza yakalanmakta, ameldeki müşkülat, akidedeki bitikliğin habercisi olmaktadır. Kuduz köpek gibi şuursuz havlamalar arttı, bunları zehirleyecek belediyeler de iş yapmıyor! Yine bir kardeşimiz, M.İslamoğlu’nun esmau’l-husna serisi olarak dokuduğu, örümcek ağından ibaret yeni bir tuzağı haber verdi. Muhakkak ki örümceğin ağı pek zayıftır. Kendisine M. İslamoğlunun neresinden tutulsa elde kalacağını söyledimse de, mezkur kaydı dinlediğimde birkaç cümle yazmadan geçemedim. İslamoğlu, Buhari ve Muslim’in rivayet ettikleri şu kudsi hadisi örnek veriyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Adem oğlu dehre (zamana) söverek bana eziyet ediyor. Dehr benim. Emir benim elimdedir, geceyi ve gündüzü ben çeviririm.” (Buhari, Kitabu’t-Tefsir (8/574 no: 4826) Kitabu’t-Tevhid (13/464 no: 7491) Muslim, Kitabu’l-Edeb (4/1762 no: 2246) Sonra bu hadisin isnadı sahih, metni batıl bir hadis olduğunu iddia ediyor ve bu iddiasına Casiye 24. Ayetini delil getiriyor. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Demişlerdir ki: "Dünya hayatımızdan başka hiçbir şey yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yokluğa sürükler". Onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece böyle zannediyorlar” Yukarıda zikredilen hadisin, bu ayete aykırı olduğunu iddia ediyor ve hadislerin isnadları ne kadar sahih olursa olsun, mutlaka Kur’âna arz edilmesi gerektiğini öne sürüyor, sünnetin vahiy kaynaklı olduğunu söyleyen ehl-i sünnete harp ilan ediyor ve bu hadisi inkar etmeyenleri “hiç Kur’an okumamakla” itham ediyor! Ey insaf ve basiret sahipleri! Burada aykırılık nerede, siz görüyor musunuz? Yoksa Mustafa İslamoğlunun anlayıştan mahrum edilmişliğini mi görüyorsunuz? Allah Azze ve Celle, Cahiliyye halkının bir kısmı olan ve kendilerine “Dehrîler” denilen kimselerin sözlerini zikrediyor. Peki kimdir Dehrî’ler? Onlar, Rabbin varlığını ve ahireti inkar edenlerdir. Bu yüzden: “"Dünya hayatımızdan başka hiçbir şey yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yokluğa sürükler"demişlerdir. M. İslamoğlunun bu hakikatten habersiz olması imkansızdır. O yalnızca her zamanki gibi laf ebeliğini sürdüyor. Hatta Tabiin müfessirlerinden İkrime Casiye 24. Ayetinde geçen Dehri’lerin sözlerini: “Allah'tan başka bizi kimse helak etmiyor” diye açıklamıştır. (Kurtubi, 16/171) Bu açıklamaya göre dehri’lerin sözlerinde karşı çıkılan onların, hayatı yalnızca dünya hayatından ibaret saymaları, ahireti inkar etmeleridir. Şayet Dehri’ler, rabbi kabul etmeyen kimseler olduklarından “bizi ancak zaman helak ediyor” demiş olsalar dahi, burada hadis ile ayet arasında bir çelişki yoktur. Zira Rabbin varlığını inkar edenin “bizi ancak zaman helak eder” demesi ile Rabbi kabul eden bir kimsenin “bizi ancak zaman helak eder” demesi arasında dağlar kadar fark vardır. Rabbi inkar edenin bu sözü söylemesi, hadiseleri zamana nispet etmesi manasına gelir ve onun küfrü, yalnız bu sözü söylemesinden dolayı değil, rabbi inkar etmesinden dolayıdır. Ancak rabbi kabul ve itiraf eden bir kimsenin bu sözü söylemesi halinde bu, zamanın yaratıcısına nispet edilir ve ancak zamana sövülmesi veya kadere isyan içermesi halinde bu söz kabahat sayılır. Şimdi gelelim can alıcı noktaya! Ayete aykırı olduğu iddia edilen Kudsi hadiste ne deniliyordu? “Adem oğlu dehre (zamana) söverek bana eziyet ediyor. Dehr benim. Emir benim elimdedir, geceyi ve gündüzü ben çeviririm.” Nitekim, Ebu Hureyre radıyallahu anh, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle buyurduğunu rivayet etmekle­dir: “Cahiliye dönemi insanları bizi gece ve gündüzden başkası helak etmi­yor. Bizi helak eden, öldüren ve bize hayat veren odur, diyorlar ve dehre sö­vüyorlardı. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: “Ademoğlu dehre (zamana) söverek bana eziyet veriyor. Halbuki dehr Benim, iş Benim elimdedir. Ge­ceyi ve gündüzü ben evirip çeviririm.” (Taberi, (22/79) Darekutni İlel (8/81) el-Esbehani, el-Hucce (53) ez-Zinbâi, Hadisu İbni’l-Muneyyir (el yazma no: 37) Mukbil b. Hadi, Sahihu’l-Musned min Esbabi’n-Nuzul (s.203) isnadı sahihtir.) Görüldüğü gibi hadis ile ayet arasında bir zıtlık yoktur. Lakin hadis, ayette kastedileni açıklamaktadır. Bazı alimler, bu hadis sebebiyle Allah’ın isimlerinden birinin “ed-Dehr” olduğunu söylemişlerdir. “Dehr benim” sözünün anlamı hakkında Hafız İbn Hacer, Fethu’l-Bari’de (8/575) şöyle demiştir: “el-Hattabi dedi ki: “Bunun anlamı; “Ben dehrin (zamanın) sahibiyim, dehre (zamana) nispet edilen işleri yöneten, çekip çeviren benim” demektir. Kim dehre söverse, onun sövmesi, bu işlerin faili olana döner. Onların faili ise Rab Teâlâ’dır.” Nevevi (15/3) şöyle demiştir: “Araplar, başlarına ölüm, ihtiyarlık, malın telef olması veya bunlara benzer belalı bir olay veya musibetler geldiği dehre söverler, “Ey kötü zaman” veya buna benzer sözler söylerlerdi. Kastedilen; olayların failine sövmeyin demektir. Zira sizler onun failine söverseniz, Allah Teâlâ’ya sövmüş olursunuz. Çünkü olayların faili ve belaları indiren Allah Teâlâ’dır. Dehr ise zaman demektir. Zamanın bir fiili yoktur. Bilakis o Allah Teâlâ’nın yarattığı şeylerden olan bir mahlûktur. “Allah dehrin (zamanın) kendisidir” sözünün anlamı ise; başa gelenlerin ve olayların faili, kâinatın yaratıcısı olan Allah Teâlâ’dır demektir. Allah en iyi bilendir.” Görüldüğü ve anlaşıldığı üzere, Kur’an okuyucusu olduğunu iddia eden bu zümre, Kur’ân’ı sünnetten ve nübüvvetten uzak bir anlayışlarıyla okuduklarından “Kur’an ile” sapmakta ve saptırmaktadırlar. Bu Kur’ân’ın özelliğidir. Evlere kapılarından girmeyenleri dışarı atar! Kur’ân, iblis uydularının açıklaması için değil, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e indirilen zikirle açıklanması için indirilmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyrulmuştur: “Sana da, insanlara, kendilerine indirileni açıklayasın diye zikri indirdik. Belki onlar da düşünürler” (Nahl 44) Bu zikr, Allah tarafından indirilen ve kıyamete kadar korunacağı vaad edilen zikirdir. Bu zikir, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetidir. Şayet bu zikir korunmamış olsaydı, Kur’an da korunmamış olurdu. Nitekim, Kur’ân’ı, onun beyanı olan zikirden; sünnetten ayıranlar Kur’an’ı koruyamamışlar, iblis taifesinin tahriflerine hedef yapmışlardır. Allah’ım! Ne kadar sabırlısın ve hilmin ne kadar yücedir! Benim sabredemeyişim ve düşmanlarına karşı sertliğim, kullarına yakışan acizliğimdendir. Senin düşmanlarına mühlet vermen yüce kemalindendir! Sabırdaki bu acizliğimizi, düşmanlarına karşı sertlik göstermeyi vacip kılmakla şereflendiren Allah’a hamd olsun. Subhanekallahumme ve bihamdike ve eşhedu en la ilahe illa ente vahdeke la şerike leke ve estağfiruke ve etubu ileyk. Ebu Muaz

Oylama

Sadece üyeler oylayabilir.

Oy verebilmek için lütfen üye olun ya da üye girişi yapın.

Henüz bir oylama yapılmamış.